Erhan Gazi - İngilizce Öğretmeni

Gelebileciğiniz en iyi yer, bulunduğunuz yer değildir… Gidelim Erhan

Ölümün kıyısı

yol ayrımı

Kendinizi ölüm kıyısına geldiğinizi hissettiğinizde ne yaparsınız? Muhtemelen ya ölümü beklersiniz ya da sizi o kıyıdan çekecek bir el ararsınız. İkisi de bir süreçtir. Peki, bu süreçte ne yapmamız lazım? Ben uzun yıllar NLP okuyarak dağ gibi görünen acılarla baş etmeyi öğrendim. Hem de tek başıma. Bazen engin denizlere açılıyorum, bazen çok yüksek dağlara çıkıyorum. Ama hep, bir yol ayrımına geliyorum. Yol ayrımına gelince ne yapıyorum? Anthony Robbins amcamızın bir paragrafı vardır bu konuda, açıp onu okuyorum:

“hayat çizginizde bir yol ayrımına geldiğiniz zaman (bazen siz buna ölümün kıyısı da dersiniz) muhakkak o kavşakta bir ağaç vardır, o ağacın altına oturun. Bekleyin, acele etmeyin. Mutlaka bir rüzgâr esecektir. O esen rüzgâr beyninizle kalbiniz arasındaki çatışmaya bir son verecektir. Siz beyninizde bir ışık yanmasını beklerken, kalbinizin derinliklerinden bir ses sizi çağırmaktadır. O ışığın yanmasını beklemeyin. Kalbinizden gelen ses size elini uzatıyor. Kalkın. O sesin elinden tutun ve girdiği yola girin. Sakın ama sakın arkanıza bakmayın. Beyninizin içindeki fırtınalarla yaşamaktansa, kalbinizin derinliklerinden gelen küçük seslerle yaşamak her zaman daha iyidir. O an yapmış olduğunuz sadece bir, karar verme eylemidir. Hayatınızı bu verdiğiniz küçük kararlar oluşturur.”

Konunun devamı olarak yine Anthony Robbins’in içindeki devi uyandır kitabından bir alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum:

[Devamını oku...]

Nilay Demirkıran - İngilizce Öğretmeni

nilay demirkıran

NİLAY ÖĞRETMENİN TEZGAHINDAN GEÇEN, ÜNİVERSİTE SINAVINDA DERECE YAPIYOR

Eğitim sevdalısı İngilizce öğretmeni Nilay Demirkıran’ın rahle-i tedrisinden geçen her öğrenci, Yabancı Dil Sınavı’nda (YDS) derece yapıyor. Demirkıran’ın, geçen yıl mezun ettiği 13 öğrencinin 11′i, 2007 YDS’de Türkiye sıralamasında ilk binde yer alırken, Gaziantep derecelerini de kimseye kaptırmadılar.

Gaziantep’te ilk dil sınıfının açılmasına öncülük eden Nilay Demirkıran, tam bir eğitim sevdalısı. Gaziantep Lisesi’nde 1994 yılında kurulan dil sınıfında İngilizce derslerine giren Nilay Demirkıran, 2002 yılından beri Ayten Kemal Akınal Anadolu Lisesi’nde görev yapıyor. Öğrencilerinin başarısı için geceleri hazırlık yapan, çalışma kağıtları ve sınav soruları hazırlayan Demirkıran’ın emeği boşa gitmiyor. Dil sınıfındaki öğrencilerinin YDS’deki net ortalaması 93-99 arasında değişiyor.

[Devamını oku...]

PKK Üniversite Sınavını Kazandı

pkk üniversite sınavını kazandı

Ülkemizin bilimsel yuvaları olan, Türkiye‘nin gençlerini yetiştiren ilim yuvaları ne yazık ki artık pkk nın elinde. Bölücü terör örgütü ülkemizin en hassas kurumları olan üniversiteler de etkinliğini gün geçtikçe arttırıyor biliyor ki Türkiye’de her şey üniversitelerde başlar…

Üniversitelerimiz de ki bu sorun Türkiye‘nin en önemli sorunlarından bir tanesidir. Pkk bazı üniversiteleri akademik kadrolara kadar ele geçirmiştir. Terör örgütü öyle bir sistem kurmuş ki sistem pürüzsüzce çalışmakta ve her gün bu sistem çalıştıkça Türkiye den çok şeyler almakta. Her şey daha gençler üniversite sınavına girmeden ayarlanıyor, üniversitelere yerleştirme yapılırken pkk gençlerine kritik veya egemen olduğu üniversiteleri tercih ettiriyor. Bunlar yerleştiği üniversiteye gittikleri zaman kendilerini kurulu bir düzen beklemekte, orda ki üstleri ya kendilerini evlere ya da kredi yurtlar kurumuna yerleştirmekte. Daha üniversitenin ilk gününden itibaren her türlü eylem ve saldırıya karşı yetiştirilen bu gençler gerekli siyasi eğitimi de aldıktan sonra artık pkk nın üniversitelerde her an patlamaya hazır bir bombası haline geliyor. Bir başka şekilde de olmakta bu sistem, üniversitelerin ilk günlerinde pkk lı öğrenciler kürt kökenli örgenci avına çıkmakta yakaladıkları bu örgencilerle hemen muhabbete girip kaynaşmakta, alıp evlerine götürmekte sana şöyle yardımcı oluruz böyle yardımcı oluruz deyip samimiyeti kurduktan sonra can alıcı noktayı yakalayıp beyin yıkama operasyonuna başlamakta. Kürtlerin ezildiğini, Türk devletinin onları yok etmek istediği gibi binlerce yalan dolanla beyin yıkama operasyonunu tamamlamakta ve artık o örgenciyi kendi saflarına bir militan olarak katmakta.

[Devamını oku...]

Ramazan-ı Şerifiniz Mübarek Olsun

ramazan

Bazısına anlatsam anlayışı yok gibi
Sussam içim hoş değil, dilim durmaz ok gibi
Aşkın bu çeşidine tutulmayan yok gibi
Kalbinin ışığını,yak geliyor Ramazan

Izdırap

ızdırap

Izdırap

Bilmezdim gülmelerim ağlamalara inkilab edecek,
Gönlüm kanayan kalbimin nağmeleriyle inleyecek,
Ne gul kalacak ne gonca hepsi talan,
Ne varsa yaşanan hepsi koca bir yalan

Ümidim kalmadı ne bugünden ne yarından,
Ne gelecek bahardan ne de açacak tomurcuktan,
Gönül meyus yeis eleminden,
Sevk-i mutlak yok kader kaleminden

Kavuşmayacak bu geceler sabaha,
Ne gün gelecek ne güzellikler yarına,
Hayal hakikate inkilab etmiş,
Buna inanmayan ne büyük hata etmiş

Mazi tası dikili mezar
İnsan ya sabırla azar ya az’la azar,
Beklenen zaman musalla taşında ölü,
İspat istersen gözlerin kor mu ?
Hep keder hep karanlık hep keder hep karanlık…

[Devamını oku...]

Erhan Gazi - Tatlı Rüyalar

tatlı rüyalar

insanın içine ilham perisi bi kere geldi mi şarkılar arka arkaya geliyor. bu da çok güzel oldu. bu şarkımı da her gece yatmadan önce bi kere çalıp öyle yatıyorum. bu şarkı da beğenilirse buna da stüdyo kaydı yapacağım,

yorumlarınızı esirgemeyin

şarkının mp3′ü ve sözleri indireceğiniz .rar dosyasının içerisindedir.

http://rapidshare.com/files/139784031/tatli-ruyalar.rar

youtube üzerinden: http://www.youtube.com/watch?v=wTqcWMdftNc

google video üzerinden: http://video.google.com/videoplay?docid=-3218602104831410592

Erhan Gazi - Tatlı Rüyalar - MP3 - 20.08.2008 - 01.15

[Devamını oku...]

Erhan Gazi - Dönmedin sen

dönmedin sen

efendim amatör bir sazende olarak ben deniz, bi şarkı yaptım, melodisini notasını sözünü ayarlayıp ortaya güzel bi şey çıkardım, kendimce güzel; sizlerin de beğenisine sunmak için odamda amatör bir kayıt yapıp yayınlıyorum, gerçekten beğenilirse, stüdyo kaydını yapıp arşivime atacağım… tabi sizlerle de paylaşacağım.

sabahları aç karnına en az bir kere çalıyorum bu şarkıyı

yorumlarınızı bekliyorum…

şarkının mp3′ü ve sözleri indireceğiniz .rar dosyasının içerisindedir.

http://rapidshare.com/files/139782359/donmedin-sen.rar

youtube üzerinden: http://www.youtube.com/watch?v=LI2pyeHepsU

google video üzerinden: http://video.google.com/videoplay?docid=-8512756995111572093

Erhan Gazi - Dönmedin Sen - MP3 - 16.08.2008 - 03:10

[Devamını oku...]

Timsahların yaşamı ÇETİN ALTAN

timsah ve aşk

(Bilinmeyen Aşk Dünyaları)

Türkiye ‘de timsahların yaşamını merak etmiş kaç kişi vardır bilemeyiz ama, sanırız ki hiç kimse timsahların yaşamı hakkında bir kitap yazmamıştır.
“Timsahların yaşamını merak etmek önemli midir?” diye de sorulabilir. Ancak bu yanlış bir sorudur. İnsandaki merak güdüsü “bilinmez”in peşine düşerken “önemli-önemsiz” ayırımı yapamaz. Çünkü bilinmeyen bir konunun önemli mi, önemsiz mi olduğu daha önceden saptanamaz.

Merak güdüsü gelişmemiş bir kişiye, bilmediği konuların hepsi önemsiz görünür. Timsahların yaşamı da, Paganini’nin keman konçertosu da…
Onun için merak güdüsünün gelişmemişliği, yaşam ufuklarının darlığıyla orantılıdır. Yaşam ufukları dar kalmış bir insan ise hiçbir şey yaratamaz. Yaratılmış şeylerden de fazla bir şey anlamaz. Onun gözünde Diderot da “Ne olmuş yani”dir, El Greco da…

Timsahlar, çeneleriyle kuyrukları olağanüstü güçlü, çok kalın pütürlü bir kabukla zırhlanmış, bir ton ağırlığında korkunç canavarlardır.
Ve bu testere dişli, acımasız ve çirkin canavarların aşk yaşamları, aklın almayacağı kadar güzel bir şiirdir.
Bir kez timsahlar monogamdırlar. Erkek dişisini seçtikten sonra, ikisi de birbirinden ölünceye dek; yani yüz yılı aşkın bir süre asla ayrılmazlar.

Genç bir timsah, başka timsahlarla birlikte uyuklamakta olan genç bir bayan timsahı gözüne kestirdiği zaman; karşısına kadar yüzerek, suları köpürtmeye, delikanlılığını kanıtlayacak yiğitlik gösterileri yapmaya başlar. Bayan timsahın çevresindeki timsahlara posta koymaya kalkarak, hepsini tek tek oradan uzaklaştırır. Sonra yine sulara dalıp kuyruğuyla köpürtür de köpürtür suları…

[Devamını oku...]

Çetin Altan - Çalışmak ve Sevişmek

çalışmak

Çalışmak ve sevişmek

Pek yakında on beşine basacak olan büyük oğlum geçen sabah:
- Baba hayatta en önemli şey kadın galiba, diyordu.
- Galiba ne demek, elbette kadındır, dedim.
Kadınsızlığın ne olduğunu, üşüyen bir kedi gibi bir kadın sıcaklığı özlemiyle büyük şehirlerde tek başına yaşayan erkekler bilir. Ne Haliç’in gurubu, ne Marmara’nın sisleri, ne Kozyatağı’nın toprak yolları, ne lokantadaki şarap, ne radyodaki müzik bir kadınla paylaşılmıyorsa; bir hatıra güzelliğiyle hafızada yerleşmez.
***
Bir koltuğa oturunca etekliğinin altından, diz kapaklarının yuvarlaklığını göstererek uzanan bacaklar… Her gülüşte ışıklanan dişler… Dalgalanan saç, işveyle kalkan omuz, ceylan esnekliğindeki bel, ilkiyle milyonuncusu arasında aynı lezzeti taşıyan, yarım kapalı gözlerle dudaktan öpüşmesi… Cam üstünde kayan şurup damlası gibi, dudaktan boyuna kayan erkek dudakları… Kadın da hayatın en önemli şeyi değilse, önemlilik sözcüğü anlamsız kalır hayatta.
***
Ne çare ki kadın da, erkek de bu kadar tatlı, bu kadar vazgeçilmez bir hikayeyi karşılıklı rezil etmişler ve karşılıklı birbirlerini mutsuzluğa mahkum etmişlerdir.

[Devamını oku...]

Senai Demirci - Kimselere Diyemedim

senai demirci - kimselere diyemedim

Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca,
kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan
okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından
korktum. Vakit girince, içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım,
bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak
diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım
“çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım.
Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı
vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu
namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım,
rahatladım.

Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar
huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan
kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası
kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için
harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa,
her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin.
Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar
geleceğim huzursuz günler Senin.

Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya
heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini,
benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum
namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik
etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı,
uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna;
içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece
bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana!
Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin
beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında
günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini
takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar
kadar genişlik borçluyum Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle
birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi
hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o
teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım
seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman
kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ
bırakıp uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken
huzurunda, “emrolunduğum gibi dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı
erteledim. “Sırası değil!”di; “hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili’ni bir
gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.

Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun
bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla
bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda
kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi
içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime
sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten
korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı
veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe
giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu namaz!” dediğim çok oldu.
Ama içimden. Kimseler duymadı.

Bir Sen duydun beni ey Rabb’im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz
hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler
için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de,
dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi
bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı…
“Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir “sorun”du
çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın
içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim.

Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine
huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler”
fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme
vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın.
Utandırmadın.

Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım
Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte
böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin
anlayışından medet umayım?

tıkla

şifre
www.sadeportal.com